28 Temmuz 2010 Çarşamba

Young Boys vs Fenerbahçe

'Skor Yanıltmamalı'
Şampiyonlar ligi ön eleme macındaki temsilcimiz ile İsvicre'nin Young Boys takımının Bern'deki karşılaşması enterasan bir mücadeleye sahne oldu. Young Boys herkes için kapalı bir kutuydu ama kimse bu kadar diri hareketli bir takım beklemiyordu. Adamlar iki kişi defansta bırakıp takım halinde hucüm yaptılar hele ilk yarı Young Boys'un on pozisyonundan sadece biri gol oldu. Sagdan soldan ortadan, girilebilecek tum pozisyonlara girdiler. Öyle ki nasıl bir takım istemezsiniz diye sorulsa Aykut Kocaman'a ancak bu yapıda bir takım istemezdi kesinlikle. Fenerbahce için ise Lugano'nun yoklugu bu kadar belli olur denilebilecek bir maçtı. Defansta bir birlik olmaması dagınık bir goruntu verdi Fenerbahce defansında. O kadar pozisyon verdiler ki bu macı iki takımıda tanımadan izleyen biri bu skoru mucize olarak değerlendirirdi kesinlikle. Gerek direkten donen üç top gerekse harcanan net pozisyonlar Fenerbahce'nin bu skora duacı olmasını duşundurtur herkese. Öyeli ki şans da bir yere kadar bunun adı başka birşey olsa gerek.

Mac ilk yarıda da ikinci yarıda da nerdeyse orta sahada hiç oynanmadı, hele oyle dakikalar vardı ki Fenerbahce üst üste iki pas yapamadı tabi bunda Kazım'ın gördüğü kırmızı kart da etkili oldu.Kazım gördüğü bu kırmızı kartla gecen seneden hiçbir ders almadıgını bu sene de birşeye fayda vermeyecegini gosterdi herkese. Maçın yıldızlarından birsi kaleci Volkan'dı kesinlikle. O kadar kritik kurtaışlara imza attı ki takımı ipten aldı derler ya aynen oyle oldu. Zaten bir macta macın yıldızı kalciyse o takımın vay haline derler ya oyle bir mac oldu. Bu kontada değinilmesi gereken bir diger oyuncu ise Stoch'dur, adam kalitesini oynadıgı oyunla ve attığı şık golle ispatladı. Cıktıgı ilk resmi macta gol atmak bir futbolcu için müthiş bir olaydır, Stoch da oynadıgı güzel oyununun hakkını aldı bu golle. Stoch'u şzleyen Galatasaray'lı yönetici varsa oturup aglasın elinden kacırdıgı için.

'Taraftar mükemmeldi'
Young Boys taraftarları gercekten müthişti meşaleisnden mac öncesi tribun şovlarına, klaik Avrupalı taraftar anlayışının akisne 90 dakika susmadan takımlarını desteklemelerine kadar tam anlamıyla Türkiye'de ki üç büyük takımın tarftarlarını aratmadılar ve maca ayrı bir güzellik kattılar. Tansiyonun yukseldiği dakikalarda verdiği tepkilerle onikinci adamın tum gerekliliklerini yerine getirdiler.

'Hakem Sınıfta Kaldı'
Hakem cogu pozisyonu iyi idare etmesine karşın Santos'un bariz dirsegini goremedi. Kazım'ı atmakta haklıydı. Young Boys takımında bir oyuncunun arkadan mudahelesinde sadece faul vererek kesin bir sarı kartı atladı. Fenerbahceli defans oyuncusunun topa elle mudahesindeki penaltıyı da es gecen hakem Young Boys kehine verdiği penltıda haklıydı. Sonuc olarak kotu bir performans gösterdi Norvecli hakem.

'Seyir zevki yüksek bir mactı'
Sonuc olarak zevkli heyacanlı bir mac izledik, bol bol pozisyonlara sahne olan macın özeti Fenerbahcenin cektiği butun sutlatın kaleye girmesi, Young Boys'un cektiği biri dışında butun şutların ya Volkan'a ya dışarı ya da direğe takılmasıdır ki, üc tane direkten donen top bir mac için üstelik aynı takıma olması futbolda bazen şans da lazım dedirtiyor.Sonucta epey eksiği olan Fenerbahce bu takımı İstanbul'da eleyecektir ama bu kadar güzel top oynayan bir takımın da Şampiyonlar Liginde olması kötü olmaz acıkcası.

Galatasaray; Yeni Formalar Üzerine



Bir önceki yazımda dün itibariyle formaların cıktıgını ve goruntu olarak mercan rengi haricindekiler iadere eder diye bahsetmiştim . Bugun bizzat gördüğüm ilk Galatasaray Storea girdim bir de gözümle göreyim istedim yeni formalarımızı.Keşke girmez olaydım dedim sonra çünkü formalar gerek kumaş olarak gerekse kesim olarak gerekse görüntü olarak LCW'de satılan 14,90lık t-shirtlerin aynısı, forma dediğin seyin özel bir kumaşı olur bunlar tamamen dışarda giyilmek için ideal hatta cok iyi. Forma dediğin şey T-shirt değildir ki ya, onu ayrı surersin piyasaya ve fiyatı da bu kadar olmaz. Önceki yazımda da bahsetmiştim, öncelik kalite ve karizma üzerinde değil, daha cok nasıl daha cok satış yapabiliriz, nasıl daha cok kitleye ulaşabiliriz havası var formalarda maalesef. Bir futbol takipcisi, tribun emekçisi, Galatasaray sevdalısının alıp da maça gelecegi turden şeyler değil.
Futbolla pek ilgisi olmayan yada uzaktan takip eden kesim hedef alınmış ki bu tespitim daha dukkandan cıkmadan ne kadar yerinde oldugunu gösterdi. İki bayan arkadaşımız içeri girip "ayy pardon mercan rengi formalar hangileri acabaaa?" deyince dedim aferin size bravo yani. Hani mercan rengi forma soruyorlar ama sorsan o hangi takımın ondan bile haberi yoktur, önemli olan renk, mercan yada pembe işte, duymuş nerden duyduysa, onu alınca da Galatasarayı düşündügünden ya da ilgi duydugundan falan almayacak kendisi. Alıp giyip cıkınca caddeye, hem yeni forma oluşunun, hem üzerine oturuşunun hem de futbolla ilgili gibi gorunen bayan imajı verip ilgiyi kendi üzerine cekme düşüncesi olacak kafasında. Forma değil bir aksesuar modunda olacak onun için. Bu mudur bizim pazarlama a.ş.nin hedef kitlesi? Yazık cok yazık.

Galatasaray 2010 - 2011 Formaları

Galatasaray'ın 2010 - 2011 sezonunda giyecegi formaların tanıtımı yapıldı. hem de Türkiye'de ilk kez interaktif ortamda. Öyle tanınmış mankenler cıkmadı podyuma üzeründe formalarla, yada tanınmış futbolcular mankenlik yapmadı üzerinde bu sezonun kreasyonlarıyla. Kimse de cağrılmadı bu davete, herkes davetliydi çünkü. Her forma için ayrı bir müzik de kullanılmadı. Türkiye'de yine bir ilki gercekleştirdi Galatasaray ve forma tanıtımı interaktif ortamdan yaptı. Saat tam 19:05'te cıktı formalar görücüye. Hem de Mustafa Altıoklar imzalı kısa video kliplerle tanıtıldı, anlatıldı bu formanın kutsallığı. Zaten gunler öncesinden 365g24s.com diye bir internet sitesi kurulmustu sırf bu mevzu için. Sitenin isim babası kimse onu da ayrı bir tebrik etmek lazım. G ve S yi cok başarılı kullanmış tam bir galatasaray taraftranın takımına duydugu aşkı anlatır şekilde 365 gun 24 saat. Neyse tam 19:05'te tıkladık siteyi, 19:45 de girebildik. Nasıl bir yuklenme olduysa bırakın filmleri izlemeyi, anasayfası yarım saatte acıldı. Sonrasında her forma için ayrı bir tanıtım filmi cekmişler, özellikle parcalı ve aslan desenli formaların filmleri başarılı olmuş. Formalara gelecek olursak;
  • Arslan Forma: Çok değişik bir çalışma olmuş renk fena değil, sahada göz yormaz futbolcuların  üzerinde de şık duracagına eminim. Özellikle tam ortadaki aslan deseni farklı olması acısından klubun simgesini yansıtması açısından tatmin edici. Bir de renk olarak bej yada kum rengi herneyse kolay kolay sahalarda gorulen bir renk değil o yonuyle de mantıklı bir secim olmuş. 365g24s adlı internet sitesinde de bu formanın nasıl secildiği, klubun simgesi olan aslanın nerden geldiği ablatılmış ve bu olayın kahramını olan Nihat Bekdik'e değinilmiş, onun canlandırıldıgı bir de film koyulmuş. Formanın da Aslan Nihat'a ithaf edildiğine değinilmiş. Rengiyle şekliyle, duruşuyla, sunuluşuyla başarılı bir çalışma olmuş. Eğer kuması da başarılıysa alınabilir. Gerci resimden t-shirt gibi duruyor ama bir de kendisini gormek lazım.

  • 2289 Mercan; İster mercan densin ister somon bildiğin pembedir bunun rengi. Bunun 2288 olanını da begenmemiştim ama onun hatrı sayılır asil bir duruşu vardı yine galatları simgeliyorud vs, ama bunu baglayacak birşey de bulamamışlar. Rahmetli Metin Oktay'ın Palermo'da giydiği formanın rengiymiş,o zman seneye de Hakan'ın İnter'inin siyah mavisni, Tugay'ın Blackburn'unun mavi beyazını yapın. Tamamen Galatasaraylı bayan taraftarlar hedef kitlesi secilmiş sanırım. Pembenin her tonunu seven hatun milleti bayılacaktır buna da. Hatta futbolla cok ilgisi olmayanların bile Galatasaray'a sempati duyması beklenebilir bu hareketten sonra. Bence forma seciminde de cok tercih edilecegini dusunmıuyorum. Tamamen pazarlama stratejili bir forma olmuş. Her ne kadar diger takım taraftarlarına malzeme olsa da klube maddi getirisi büyük olabilir. Eger bu düşünlüp yapılmışsa da sıg bir zihniyet urunudur. Pembe forma yapıp pndan gelir bekleyen zihniyet adam gibi dunyada ün yapmış bir adam getirip giydirselerdi gs formasını ordan elde edecegi gelirle boyle şaklabanlıklara da gerek kalmazdı. Hem taraftar hem ekonomik yonden klup mutlu olurdu. Formanın tek güzel tarafı var o da amblemin sagında ve solunda yer alan aslan işlemeleri o kısmı cok güzel olmuş keske diger formalara da yapsalardı aynısını.Gerci ordaki aslanlar da peugeot amblemine benzemiş ama onu gormezden geliyorum artık. Sonuc olarak renginden duruşuna hoş olmamış. Üstelik sitede soylendiği gibi farklı olması için yaptık bahnesi de sadece adam kandırmaktır en kibar haliyle, bej rengi forma farklı olmuş işte niye fantezi peşindesiniz ki. Her ne kadar tanıtımında Kewell'ı kullanmış olsalar bile başarısız. Ya bunu bir de Sevret yada Mustafa Sarp da gorursek?

  • Parçalı Forma: Bir Galatasaray klasiği olan parcalı formayı sabit kılmayı akıl etmeleri güzel olmuş. Yıllardan beri sure gelen bir gelenek, bir derbi klasiğidir. Fenerbahce cubuklu forma giyer Galatasaray parcalı bu yıllar önce böyleymiş bundan sonra da böyle olmalıydı zaten. Onun için bu formayı aynı şekilde pek değişiklige gitmeden tekrar kullanmaları olması gereken birşeydi zaten.
* Dördincü Forma ise Aslantepe'ye gecerken acıklanacakmış. İnşallah onu yeni stada yakışır bişeyler yaparlar. Onda da stad deseni falan koyarlarsa şaşırmam ben sahsen. Formalar biri hariç güzel olmuş. Keşke mercan rengi yerine sarı kırmızı bir de çubuklu forma yapılsaydı, yada tek renk kırmızı temennimiz o yondeydi ama yapılmamış maalesef. Bu senenin sevindirici haberi ise son sekiz yıldır sacmalanan simsiyah dumduz bir yazı tipine sahip olan isim ve numara yazı stilinin değişmesi olmuş. Bu sene daha estetik kabul edilebilecek bir font tercih edilmiş. Bu yonuyle iyi olmuş, yani kotunun iyisi diyelim. Her ne olursa olsun üzerinde Galatasaray amblemi olan hersey güzel mantıgıyla bakarsak soylecek söz yok ama benim Pazarlama a.ş.'ye lafım Galatasaray amblemini de herşeye koymayın kardeşim.

27 Temmuz 2010 Salı

Şimdi De EuroLeague


Türk Hava Yolları, Avrupa’nın en büyük basketbol organizasyonu olan Euroleague Basketball ile sponsorluk anlaşmasına varmış. 5 yılı opsiyonlu olmak üzere toplam 10 yıllık hem de isim hakkı sponsorlugu anlaşması yapılmış. İşte bu şu ana kadar yapılan reklam anlaşmalarının içinde ne etkili en başarılı ve en dikkat çekici olanıdır kesinlikle. Çünkü en başta önümüzdeki sezondan itibaren Euroleague karşılaşmaları “Turkish Airlines Euroleague Basketball” adı altında oynanacak. Ayrıca sezon sonundaki Final Four karşılaşmaları da “Turkish Airlines Euroleague Final Four” adıyla oynanacak. Bu isim hakkı yazılı ve görsel tüm mecralarda yer alacak. 5 yıl sürecek olan bu anlaşma opsiyonlu olarak ayrıca 5 yıl daha uzatılabilecek. Bu başarının bu denli büyük olmasında Euroleague tarihinde ilk kez marka ile isim sponsorluğu yapılmış oluyor böylece. Anlaşmayla birlikte ayrıca Türk Hava Yolları, Avrupa’nın Euroleague’den sonraki ikinci büyük organizasyonu olan Euro Cup’ın da Global Sponsoru olmuş.

Türk Hava Yolları isim hakkının yanısıra başka tanıtım haklarına da sahip olacak. Bu kapsamda; Euroleague logosu ile Türk Hava Yolları logosundan oluşan yeni bir Euroleague logosunun oluşturulması, Euroleague oyuncularıyla reklam filmi çekilmesi, dünya genelinde 197 ülkede yayınlanan Euroleague ve Euro Cup çatısı altında yıl içinde oynanacak toplam 350’ye yakın maç saha zemininde ve çeşitli reklam mecralarında Türk Hava Yolları logosunun yer alacak. Yani bundan sonra her EuroLegue macında Turk Hava Yollarını görecegiz.( http://www.thy.com/tr-TR/corporate/news/press_room/press_releases/press_release.aspx?pid=5181)
Bakalım Türk Hava Yollarının bundan sonraki atılımı ne olacak?

Galatasaray Yeni Sezon Formaları


Galatasaray'ın 2010-2011 sezonunda giyeceği formaların tanıtımı bugun saat 19:05'te yapılacak. Görünen o ki yine bizim satış ve pazarlama departmanının şovu olacak yine, çünkü sızan ilk bilgiler arasında bir tane somon rengi forma var, somon da ne diyenler için örnek olarak su link tıklanabilir. Oysa pazarlamayı değil de taraftarın isteklerini göz önüne alsalar her sene butun formaları değiştirmek yerine birkaç formayı sabitkeyip onları efsane yapsalar, istedikleri iki formayo da her sene değiştirsinler istedikleri kadar ama yok illa bir fantezi yapıyorlar son iki üç senedir. Bu sene de somon alıp başını yuruyecek. Gerçi gecen sezon soylendiğine gore amacına fazlasıyla ulaşmış pazarlama a.ş. Hatrı sayılır bir rakama ulaşmış mor forma.


Bana kalsa ben kırmızıya önem verirdim değişik renklerle ugraşacagıma hem de tamamen kırmızı olana, en kırmızısına, kan kırmızısına ki o da ortaya Liverpool yada Manchester tarzı biirşey ortaya cıkarırdı ki fena da olmazdı. Tribunlerin tamamının bu kırmızıyla doldugunu düşündüğümüzde muthiş olmaz mıydı? İkincisi de bir tane çubuklu yapardım yukardaki Haginin üzerinde olanından, hatta aynısı bile olur. Ne de olsa Efsane formalardan biridir. Üçüncüsüne de tabii ki parçalı hani şu klasik olanından buram buram Metin Oktay kokan formadan.
Maalesef ki bunların üçü için de umut yok. Onun için bu sene de forma almam ben. Tabi hemen peşin konuşmamak lazım önce bekleyip görelim nedir ne değildir. Sonra karar veriririz ama bu sene ki formaların önemi cok büyük, çünkü Ali Sami Yen'de son defa Aslantepe'de ilk defa giyilecek bu formalar onun için inşallah doğru düzgün birşeyler cıkar ortaya.

26 Temmuz 2010 Pazartesi

Berat Kandiliniz Mubarek Olsun


Cenab-ı Hak buyuruyor:


'Apaçık kitaba yemin olsun ki, Biz Kur'an-ı mübarek bir gecede indirdik. Biz, gerçekten uyarıcıyız. O mübarek gecede, her hikmetli iş katımızdan bir emirle ayırt edilir...'(Duhan, 44/1-4)


Ayette geçen, 'mübarek gece'den maksat; Berat gecesidir. Kur'ânın bu gecede, Yedinci semadan dünya semasına indirildi. Kadir gecesinde ise ilk kez Peygamber Efendimize indirilmeye başlandı.

Berat kelime anlamı olarak borçtan, suç ve cezadan kurtulmaktır. Günahlardan kurtulmaya vesile olan Şaban ayının onbeşinci gecesine de Berat gecesi denir. Onun içindir ki bu gecede edilen togbe ve istigfarların önem, büyüktür. Yapılan dualar geri cevrilmez. Herkesin kandili mubarek olsun.

23 Temmuz 2010 Cuma

Türka Hava Yolları Yükselmeye Devam Ediyor


Turk Hava Yollarında Duyuru:
Washington Seferleri:
07 Kasım 2010 tarihi itibarıyla İstanbul – Washington - İstanbul seferlerimiz haftada 5 frekans olarak planlanmıştır.
TK7 (Salı, Çarşamba, Perşembe, Cuma, Pazar) İstanbul 10:50 Washington 15:25
TK8 (Salı, Çarşamba, Perşembe, Cuma, Pazar) Washington 22:55 İstanbul (+1) 16:10

Los Angeles Seferleri;
03 Mart 2011 tarihi itibarıyla İstanbul – Los Angeles(LAX) - İstanbul seferlerimiz haftada 4 frekans olarak planlanmıştır.
TK 009 (Salı, Perşembe, Cumartesi, Pazar) IST 11:10 15:25 LAX
TK 010 (Salı, Perşembe, Cumartesi, Pazar) LAX 17:55 17:10 +1 IST

Daha önce Toronto'ya ve Sao Paolo'ya uçuş başlatan, New York uçuşunu gunde iki sefer cıkaran Turk Hava Yolları uzun zamandır gundemde olan Washington ve Los Angeles seferlerinin başlangıç tarihlerini acıkladı nihayet. Bu da Amerikanın dört buyuk sehrine ucmak anlamına geliyor ki müthiş bir olay bence. Hatta Los Angeles ucusunun başlayacagı 03 mart 2011 tarihinde Şikago, Washington, Los Angeles ve iki tane New York uçuşuyla birlikte aynı gun Amerika'ya 5 sefer düzenlemiş olacak. Herkese hayırlı olması dileğiyle.

2010 - 2011 Transfer Dönemi; Galatasaray Gidenler


Sütten agzı yanan Galatasaray, bu transfer donemine fırtına gibi girmedi, hatta tranfser donemine bile gieremedi hala, tabii kotu giden gecen senenin futbolcularına yaptıgı kıyımı saymazsak. Önce Haldun Ustunel'in kalemi kırıldı gecen seneye dair. Sanki adam tek başına yapmış herseyi, tum kararları o vermiş ve sonuncunda husrana ugratmış milleti gibi. Adam sadece iş bitiriciliğini kullandı birkac ismin tranfserini ustalıkla sessizce ve derinden bitirdi. Bu durum onun populeritesini arttırırken kimilerinin kini de dusuruyordu. Boyle olunca rahatsız etti tabi birilerini, bu da elinden gorev ve yetkilerinin alınmasıyla son buldu. Yani bu kibarca git demekti ve kendisi de onurlu davranıp yonetim kurulundan istifa ederek ayrıldı. Sonra gecen seneye dair bircok oyuncuyla yollar ayrıldı ki bunlar;
  • Leo Franco: Zaragoza'ya bedelsiz gitti yani para kazanılmadı bu transferden üstüne Franco'ya verilen 1 milyon $ dan bahsediliyir ki inşallah dogru değildir. Kendisi gecen sene Atletico Madrid'den bedelsiz gelmişti, zaten miadı dolmasa neden bedelsiz serbest bıraksın adamlar diye kimsenin aklına gelmedi. Gittik boşta diye atladık aldık ve Mondragon'dan sonra çözülmeyen Galatasaray'da ki kaleci sprununa bir düğüm daha atılmış oldu.
  • AbdulKader Keita: Al Sadd Sports Club'une 8,150,000 € bedelle satıldı, tamamen para kazanmaya donuk bu hareket 7.000.000€ alınan bir oyuncu için degermiydi degmez miydi bilinmez ama yollar ayrıldı.*
  • Emre Aşık :Futbolu bıraktı (bu konuya sonra değinilecektir detaylı olarak)*
  • Emre Güngör: Gaziantepspor'a önce sakatlıkla boğuşması sonra yaptıgı talihsiz hatalar onun da kaleminin kırılmasına sebep oldu. Alının 2.000.000€ e yakın bir bedel oldugu soyleniyor eger dogruysa iyi yok yanlış ise Gokhan Zan'ın kaldıgı bir takımda her turlu kalmalıydı*
  • Uğur Uçar : Ankaragücü'ne satıldı o da. Ama bu adamın hayatını karratan Konya maçıdır, Ordaki sakatlıgının etkisi gecmedi bir turlu.*
  • Mehmet Topal : Valencia CF, Her ne kadar Glatasaray için -aldıgı 4.500.000€ tarnsfer ücretini saymazsak- kotu olsa da gidişi Mehmet Topal ve kariyeri için cok iyi bir adım oldu bu.*
  • Erhan Şentürk (Orta Saha) Murat Akça(Defans) Semih Kaya(Defans) Serdar Eylik (Orta Saha) Galatasaray'ın umut vaadeden jenerasyonunun oyuncuları bir bir yollandı Denizlispor'a hem de hepsi tek bir adam için; Çağlar Birinci; değer mi değmez mi görecegiz. Sadece Serdar Eylik kiralanmış digerleri bonservisleriyle birlikte gitmiş. Kariyerleri için iyi olur inşallah. İkinci ligde kendilerini daha cok geliştirmeleri tek tememnnimiz.
  • Dos Santos : Totthenham'dan kiralanan oyuncunun kira suresi doldu, satış önceliği Galatasary'ın elindeydi ama kullanılmadı.
  • Jo Alves: Bir diğer kiralık oyuncu olan Jo'nun da bonservisi alınmadı öncelik Galatasaray'da olmasına ragmen. Hatta bu adamın sahadan cok gece aleminde gorundugunu göz önüne aldıgımzda İstanbul'un gecelerinde gezsin diye para ödedik bir donem. Oh ne güzel hayat.
  • Caner Erkin: CSKA Moskova'dan kiralanan Caner Erkin'de gecen senenin hayal kırıklıklarından. Kendisi gayet yetenekli olmasına ragmen nerde ne yapacıgını bilemeyecek kadar da zeka fakiridir. Galatasary'ın o kadar bonservis bedelini nu adama verilmez dusuncesiyle yola devam etmediği Caner Erkin bir anda Fenerbahce'ye imza atıp doğuştan fenerli oluverenlerden. Yolunun acık olmasını dilerken eger yeteneğiyle zekansını birlikte kullanabilirse ilerde hem takımına hem milli takıma faydalı işler yapabilecegi kannatindeyim.
  • Carrusca: Banfield (Arjantin) Bu adam zaten niye gelmişti ne yaptı hiç anlamadım son iki yıl kiraliktı en sonunda gonderilmiş tamamen.

22 Temmuz 2010 Perşembe

Turkcell Super Lig 2010-2011 Fiksturu Çekildi

15 Ağustos 2010'da başlayıp 22 Mayıs 2011'de bitecek olan Turkcell Super Ligin 2010-2011 yılı fiksturu cekildi bugun. Fiksturde göze carpan ilk şey Fenerbahçe-Trabzonspor macının son 4 yılın aksine son hafta oynanmayacak olması. Hem de o kadar aksine ki son haftalarda da değil 2. hafta oynanacak ve sezonun ilk derbisi bu mac olacak. Ayrıca göze carpan ikinci şey ise Fenerbahce-Galatasary derbisinin son on yılda oldugu gibi yine ilk macın Kadıköy'de ikinci macın Sami Yen'de oynanacak olması. Gerci bu durum gecmiş yılların aksine Galatasaray için pozitif olarak değerlendirilebilir. Çünkü Galatasaray'ın yeni sezonun ikinci yarısını yeni stadı Aslantepe'de oynanacagı düşünüldügünde yönetim için gelir bakımından, taraftar içinse heyacan bakımından iyi olmuş denilebilir. Galatasaray, Süper Lig'in ilk haftasında Sivasspor ile 17. haftasını da Konyaspor ile deplasmanda karşılaşacak, bu demek oluyor ki muhtemel bir şampiyonlugu son hafta kendi sahamızda kutlayacagız. Tabi muhtemel bir şampiyonlugu son hafta kendi sahamızda kaybetmek gibi bir ihtimal de var ama bu bize biraz uzak, o durum daha cok Fenerbahceli arkadaşları ilgilendiriyor:) Biz maalesef ki son senelerde ya şampiyon oluyoruz ya ligin bitmesine 2 3 hafta kala potadan cıkıyoruz.
2010-2011 sezon planlamasına göre, Süper Lig'de yeni sezon 15 Ağustos 2010 tarihinde başlayacak. Ligin ilk devresi, 19 Aralık 2010'da oynanacak 17. hafta karşılaşmaları ile bitecek. 2. devresi 23 Ocak'ta başlayacak olan Süper Lig, 22 Mayıs 2011'de oynanacak maçlarla sona erecek. Seneye Avrupa ya da Dunya Kupası macları olmadıgı için ligin sonunu biraz gec tutmuslar daha uzun sureye yaymışlar bu da iyi olmuş bence. Galatasaray yine gecen sene oldugu gibi Beşiktaşla ilk macını kendi sahasında ikinci macını deplasmanda oynayacak. İlginc bir not ise Trabzon için Trabzonspor, Fenerbahce Beşiktaş ve Galatasaray ile oynayacagı ilk macların tamamını kendi sahasında oynayacak.
Hepsi derbi olmasa da heyecanı yüksek olması beklenen bazı macların haftaları ise şöyle;
2.Hafta     :Trabzonspor-Fenerbahçe
2.Hafta     :Galatasaray-Bursaspor maçı
5.Hafta    :Fenerbahçe-Beşiktaş derbisi
7.Hafta     :Trabzonspor-Beşiktaş maçı
9.Hafta    :Fenerbahçe-Galatasaray derbisi
11.Hafta    :Trabzonspor-Galatasaray maçı
10.Hafta    :Fenerbahçe-Bursaspor maçı
14.Hafta   :Galatasaray-Beşiktaş derbisi
15.Hafta     :Beşiktaş-Bursaspor maçı

21 Temmuz 2010 Çarşamba

Iphone 4 Mucizesi

Gecen gunlerde apple'dan ve ipoddan kısa bir bahsetmiştim. Yazının genel icerigi apple ne yaparsa yapsın kaliteli, o ana kadar ki yapılmış olanın en iyisi oldugunu, şık oldugu üzerineydi. Şimdi I-Phone 4 sürdü piyasaya Apple. En yeni mucizesi Apple'ın. Zaten Aplle iphoneun ilk serisiyle cep telefonu anlayılını ve alışkanlıgını değiştirmiş ve yeni bir soluk getirmşti. O gunden sonra normal tuşlu telefonlar gözden düşmüş bir dokunmatik ekran furyası başlamıştı Iphone sayesinde. Her ne kadar bana hala cazip gelmese de, bir anda herkesin alinde bir Iphone görmeye başladık. Türkiyeye gelişi ayrı bir gundem oldu, gunler oncesinden ön siparişler verildi, çıkacagı gün uzun kuyruklar oluştu bayiilerin önünde. Elin Amerikalısı alışıktı bu duruma ama Türkiye için biraz tuhaf bir durumdu bu; o kadar pahalıya satılan bir alet için o kadar uzun kuyrukların oluşması epey ilgincti. Zaten Iphone ile piyasayı ele gecirmiş olan Apple Iphoneun geldigi son nokta olan Iphone 4'ü cıkardı şimdi de. Üstelik anten sorunu oldugu ortaya cıktı, telefonu tutş şeklinize gore gerek çekişinde gerekse intarnete baglanırken yavaşlamaya sebep olan anten sorununa ragmen cıktıgı ilk gün bir buçuk milyon satmış bu cılgın alet. hala da siparişler yetişmiyormus yok artık ali sami diyesi geliyor insanın ister istemez. Bu anten sorununu çözmek için dileyen herkese ücretsiz kılıf verecekmiş Apple, isteyene de parasını iade edecekmiş üstelik. Aynı zamanda bu sorunun diger butun cihazlarda da var oldugunu biraz da yazılım ile ilgili bir problem oldugunu acıklayan bir basın toplantısı yaptı gecenlerde bu konuyla ilgili Steve Jobs. Apple, anten krizini biraz yazılım, biraz rakiplere gönderme, ücretsiz kılıf sunma ve 30 gün içerisinde geri alma seçeneği ile savmuş gözüküyor ki yakın zamanda da yeni bir surumu cıkar bu aletin kesin adı da Iphone 4GS falan olur. Peki nedir Iphne 4'un teknik özellikleri diye bakarsak;

  • Küçük boyutlar
  • 3G desteği ile hızlı internet ve dosya transferi
  • Görüntülü görüşme özelliği
  • Wireless(kablosuz) ağlara bağlanabilme özelliği
  • Dokunmatik ekran
  • 6 yönlü hareket algılayıcı
  • Ortam ışık algılayıcısı
  • Parlaklık kontrolü
  • Sesli kontrol ve Sesli mesaj
  • GPS desteği
  • TV / Projeksiyon Bağlantısı
  • El yazısı tanıma özelliği
  • 5 megapiksel arka 2 megapiksel ön kamera
  • Sadece cam ve çelik metal kullanılmış,
  • Microsim
  • Led flaş
  • Umts
  • Bluetooth
  • 326 ppi retina görüntüleyici
  • 960x640 ekran çözünürlüğü
  • 800:1 kontrast
  • Arm tabanlı a4 işlemci
  • 2 adet mikrofon
  • 32gb kapasite
  • 3 eksenli jiroskop
  • Hd video çekebilme
  • 5x dijital zoom 

Cihaz 7 saat 3G görüşme, 6 saat 3G sörf, 10 saat WiFi sörf ve 300 saat bekleme süresi sunmasıyla şarj olayını aşmış. Ayrıca güneş enerjisiyle kendini şarj edebilecekmiş -yok artık-(bu bir kılıf vasıtasıyla olacakmış) -. 5mp kamerası ve HD video cekebilmesi cok cazip bir telefon için. Üstelik 32gb de dahili hafızası var. Parlaklığını ortamın ışıgını algılayıp ona gore ayarlayabilecekmiş kendisi, mikrofonu da ik tane koymuslar. Hani teknolojiyle yakından alakalı birine deseler ki bir telefonda neler olmasını istersin kimse bu kadarını isteyemezdi bile. Olayın suyunu cıkarmıştır Apple. Mümkünse başak ürün yapmasın bundan sonra.

20 Temmuz 2010 Salı

2010-2011 Transfer Dönemi; Spor Basını


Dunya Kupası'nın da geride kalmasıyla ülke de spor gundemi tamamen transferlere cevrildi, hal boyle olunca her gun yeni isimler gazetelerin sutunlarını susluyor. Zaten gazete özellikle de spor gazetesi okumanın zor oldugu ülkemizde bu zamanda hiç göz atılacak gibi değil. Bir bakıyorsunuz aynı takım aynı gazetede 5 tane oyuncuyla kesin anlaşmış, her an imza atabilirmiş hatta son zamanların populer cumlesi de; 'Kesin anlaşmaya varıldı formaları basılmaya başlandı'

Üstelik öyle kendilerinden emin yazıyorlar ki, sanki anlaşmanın altında bir de onların imzası var, 'kapalı kapılar ardında sunlar konusuldu' E be kardesim kapalı kapılar ardında da sen nerden duydun da yazdın gazetene, madem gazete de yer alacaktı neden kapalı kapılar ardında o zaman. Bu dönem bizim spor basının yaratcılıklarının tavan yaptıgı donemdir. Ne kadar ünlü yıldız yazılırsa ne kadar desteksiz atılırsa o kadar tiraj yaparım mantıgıyla yapılan haberlere artık şaşırmaz olduk. Öyle ki aynı gazete her gun bes farklı isimden bir ayda en az 150 isim yazıyor bir takım için sonra da içlerinden bir tanesi isabet edince ertesi gun başlık hazır 'Biz demiştik', 'Bizi okuyan ögreniyor' Aynı sayfaya bir de eski gezete sayfası ekliyorlar üstelik.
Hiç mi kendi kendilerine sormuyorlar acaba kesin anlaştı denilen diğer isimler nerde diye. Pişkinliğin alası başka birşey değil. Bir de kendi kendilerini yalanlama huyları var tabi, aynı adam bir gun önce bir takıma yazılıyor, ertesi gun başka bir takıma. Elinden kaptı, gol attı gibi ifadeler de eklendi mi başlıga cazibesi artıyor tabi haberin. Önce yerlil oyuncuları büyük takımlara yolluyorlar bir bir. Bu senenin bu konuda ki en populer ismi Sercan Yıldırım, transfer dönemi başladıgından beri Beşiktaş, Fenerbahce, Galatasaray hepsini dolaştı sırayla. Hemen ardından Arda önce Liverpool'lu oldu sonra Manchester City'ye yollandı ama Tottenham da cok ısrarcı oldu.
Sonra her takıma özel yazılan oyuncular var iki takım arasında paylaşılamayanlar da. Sanki butun hersey tamam klubuyle oyuncuyla anlaşılmış da oyuncu tercih yaacak iki takım arasında. Cok kolay ya bu işler oyle. Hayır o kadar kesin iafedeleri yazarken kişi hiç mi dusunmez bunları yazıyorum ama millet bana gulmesin diye. Ya da daha onceden bahsedilen oyuncu alınınca biz demiştik nidaları atan gazete niye Henry New York Red Bulls ile anlaşınca biz onu Fenerbahce için düşünmüştük ama o gitti New York'a bunun için sizden özür dileriz demez hiç.
Bir de bu donemde ki haberlerin benzer yönü ise sunum biçimleri. Bütun cumleler edilgen biçimde yazılır ya da soylenir. Şu ismin bu takımla anlaşıldıgı öğrenildi, kesin imzanın su tarihte atılacagı belirtildi, su isimle hiçbir pürüzün kalmadıgı kulislerde konuşuldu. Kim soyledi, kim belirtti, kimden ne zaman nerde ögrenildi, bu kulisler nereleridir, kim konuşur burda. Haberciliğin temel ilkeleri olan hiçbir soruya cevap bulamazsınız çünkü çogu birilirinin bir tarafından üretilmiştir.

Hal boyle olunca da bunları okuyan gariban halk da beklentiye giriyor haliyle, sanki orda okudugu her isim gelecekmiş ya da kesinmiş gibi bir atmosfer oluşuyor ister istemez. Ne kadar cok satılırsa o kadar iyi mantıgıyla yapılan haberlerin yalan satmak oldugunu anlamıyor mu bu gazeteci abilerimiz. Sen bariz bir tarafından yalan uydurup kandırıyorsun milleti hiç mi rahatsızlık duymuyorsun yaptıgın haberden. Şu yaz mevsiminde gölgede hamakta gazete okumak zevk iken sen yaptıgın sacma sapan haberlerle milletin bu zevkinin de içine ediyorsun. Sadece sacma da değil kendi içinde mantıgı bile olmayan haberler bunlar, aynı takıma bes oyuncu yazılıyor takım hepsini alsa zaten yabancı sayısı onbes olacak yapmayın etmeyin ayıptır yahu.

19 Temmuz 2010 Pazartesi

Gecen Sezon; Galatasaray


Büyük umutlarla girilmişti gecen sezona, bir onceki sene ligdeki konum Galatasary'ın pek de alışık oldugu bir yer değildi, daha sezon bitmeden bir takım oyuncularla anlaşma saglanmış, uefa kupası macları nedeniyle erken başlanacak kamp oncesinde Mustafa Sarp, Gokhan Zan, Leo Franco ile bonserviz bedelsiz, Abdul Kader Keita ile ise 7 milyon € bonservisle anlaşılmıştı. Bu transferlerden Keita haricindekilerle daha bir onceki sezon bitmeden anlaşma saglanmıştı. Daha Haziran ayının başında Frank Rijkaard gibi dunyaca unlu bir hoca da takımın başına getirilerek sezona ne kadar iddalı girilecegi ispat edilmişti. Evet Galatasaray nihayet özüne yakışır bir biçimde oynatılacagı bir hocadaydı artık, ama yıllardan beridir Turk futbolunun kanayan yarası bir konu olan kluplerde bir scoutun, yada transfer komitesinin olmayışı önce oyuncuları transfer edip sonra takımın başına hoca bulma felsefesinin ne kadar mantıksız oldugu gecen sene bir kez daha kanıtlandı. Daha hoca belli olmadan edilen transferlerin cogu risklidir cunku hocanın sistemine uygun kişi olup olmadıgı belli değildir. Bu hatayı yaşayan Galatasaray için 2009-2010 sezonu pek de parlak gecmemişti. Takımın başında F. Rijkaard gibi bir hoca olmasına ragmen takım istenilen düzeye ulaşamadı bir turlu. Çünkü kadro itibariyle Galatasaray takımında Rijkaard'ın 'total futbol' anlayışına yatkın oyuncuların sayısı pek fazla değildi. Sistemin gereksinimi olan defanstan hucuma herkesin oyuna ortak olması, bol pas yapan toplu halde hucum ve defans yapabilceek oyuncuların sayısı bir elin parmaklarını gecmeyecek kadar azdı. Üstelik Milan Baros'un da sakatlıgı eklenince tum bunlarun ustune takım olamayı bırakın ayaakta duramadı cogu zaman Galatasaray. Böyle olunca başarısızlık da kacınılmaz oldu. Önce Avrupa'ya veda edildi üstelik son uc sezondur aynı yerde, sonra ligde şampiyonluk umutları yitip gitti. Bir zamanlar avrupa da şampiyonlar ligine en cok katılan takım olan Galatasaray, Uefa kupasına kalabildi. Bu başarısızlıgın sorumluları olarak en başta gösterilen keleci Leo Franco gönderildi, defanstan Ugur Ucar ve Emre Gungor'le yollar ayrıldı. Şimdi yeni sezon için transfer doneminin en hareketli gunleri ve gecen sene sutten agzı yanan Galatasaray, bu donem yogurdu ufleyerek yiyor. Gecen sene transfer yapmak için alınan oyuncuların yerine Rijkaard'ın oyun yaoısına uygun adamlar alınmaya çalışılıyor. Bakalım gecen seneki fiyaskodan ne kadar ders alınmış zaman gosterecek.

17 Temmuz 2010 Cumartesi

2010 Guney Afrika Dunya Kupası; Unutlmaz Demeçler

Bir Dunya Kupası'nı daha geride bıraktık izlediğimiz zevkli maclarla, güzel gollerle ve tartışmalı pozisyonlarla... Hersey bir yana gun gelecek en cok hatırlayacagımız seylerden birisi de unlü kişilerin mac sonrasında yada daha sonra verdikleri unutulmaz demeçler... Adeta kupanın özeti gibi olan işte onlardan bazıları;

* Milovan Rajevac: "Herkes kendisine gelsin. Suarez bir kahraman değil. Hangi tanrı'nın eli? Bu sadece şeytanın eliydi." ( Gana Teknik Direktörü)

* Patrice Evra: "Kendimizi küçük bir futbol ülkesi gibi hissediyoruz. bu acı veriyor. Başımıza gelen tam bir felaket". (Fransa'nın dünya kupası'na veda etmesi hakkında)

* Diego Maradona: "Sanki yüzüme muhammed ali'den yumruk yedim. Hiçbir şey için gücüm kalmadı. Futbolu bıraktığım gün bile daha acısızdı".(Arjantin'in 4-0 yenildiği Almanya macı sonrası)

* Cristiano Ronaldo: "Gol ketçap gibidir. Bazen ne kadar çalışırsanız çalışan şişeden çıkaramazsınız. Bazen de istediğinizden fazlası tabağa dökülür".

* Oscar Tabaraz: "Futbol kısa bir battaniye gibidir. Ya sadece başınızı ya da ayaklarınızı örter". (Güney Kore'nin savunması hakkında )

* Carlos Dunga: "Biz kazansak da kimseyi mutlu edemiyoruz. İyi oynayıp kazandığımız zaman da, bu kez 6 - 7 gol atmadığımız için eleştiriliyoruz".

*Final maçının hakemi Howard Webb’in eşi: "Evde kendi çocuklarına bile sahip çıkamazken, nasıl sahadaki 22 kişiyi yönetiyor anlamıyorum"

Apple IPod Nano

Yıllardır soyle bir kanı oluştu insanlar arasında; Apple ne yaptıysa iyi birşeydir, kalitelidir ve populer olması kacınılmazdır. Bu yuzdendir ki insalnar daha ürünün cıkacagı gunun sabahına gectiler kuyruklara Apple Storelerin onune. Gorene bir stadın onunde bilet kuyruguna gecmiş taraftarların oldugunu, yada bedava birşeylerin dagıtıldıgını düşüntürdecek kadar kuyruklar oluştu bazen. Aslında inceliği, zarifliği değildi gercekten Ipodu bu kadar populer yapan, ne ürettiyse onu o anın sartlarında en iyisini ve en kalitelisini yapmış olmasıydı. Degeri de dogal olarak bu paralelde ilerleyince cok eleştirildi. Kimine gore gereksiz masraf, kimine gore lüzümsüzdu. Öncelilke fiyatının pahalı oluşu bizim ülkeye mahsus. Yoksa normal şartlarda Avruoa'da yada Amerika'da bu kadar pahalı değil hatta neredeyse yarı fiyatına. Gereksiz oluşunu gelince, eger Ipod için kunuşursak müzik dinlemeyi seven biriyseniz ve bircok muzik çaları gecirmişseniz kulagınıza eminim ki aradaki farkı anlamanız zor olmayacaktır. Taa yıllar öncesine dayanan Sony Walkman ile başlayan bendeki bu merak el radyosundan mp3layerlara kadar bircok urunu denememe neden olmuştur. Tam bundan beş yıl önce ilk kez Ipod alıp da iki üç şarkı dinleyince ilk dediğim cümle şu olmuştu; "Şimdiye kadar hiç birşey dinlememişim ben" Gercekten de oyleydi, kulagınızda calan sanki bir şarkı değilde sanki koca bir studyoda sadece sizin için verilen küzük bir konserdi. Megerse bir şarkı için ne kadar cok enstruman kullanılmış diye dusundum sonra. Ipod klasik 30gb lik urunun tamamını şarkıyla doldurup tum dineldiğim sarkıları tekrar dinledim abartı kesinlikle. Her teknolojik cihazın bir omru oldugu gibi  Ipod da dayanamadı gecen zamana ve sahibinin onu hor kullanmasına. Pilin omru tukenmiş, ayrıca da harddiski zarar gormus teşhisi konunca kendisine, Verdiği emekler için teşekkür etmekten başka yapacak birşey kalmamıştı.
Ya bundan sonrası öylesine idare etmek için bir iki deneyiş nafileydi ve en sonunda Ipod Nano almaya karar verdim. Ipodun bazı klasik çizgileri vardır mesela hiç bir urunune radyo koymamıştır. Bunu Nanoyla tarihe gomdugunu ayrıyeten de el kadar alete kemare yerleştirldigini şarzının da 24 saatin üzerinde gittiğini ögrenince daha ne olsun diyip alındı. Beklediğimden daha fazlasını buldum ben her anlamıyla. Herseyden önce küçüklüğü, inceliği, zerafeti, tasarımı
harika. Sadece 34 gramlık agırlıgıyla nerde oldugunu unutturacak kadar hafif olması taşınabilirliği acısından güzel, her an kaybolma tahlikesi acısından kotu. Ses kalitesi muazzam o kadar küçük aletten nasıl bu kadar ses cıkıyor dedirtiyor. Video, resim vs koymam ben içine ama denemek için gecenlerde attım gercekten cok başarılı. Video cekimi ise ekstrası, fiyatına Amerika da 16 gb olanı 169$ iken Turkiye'de 8 gb için 500 ile 550 lira arasında bir meblayı gözden cıkarmanız lazım. Son olarak Ipod klasik ve ipod shuffle modellerinin aksine dışarı ses veriyor kendisi tabi ki kim o sesi dışarısı ile paylaşmak isterse artık.

15 Temmuz 2010 Perşembe

Ömer Üründül ve Dünya Kupası


Dunya Kupası Notları demişken en az vuvuzela kadar rahatsız edici, ahtopot Paul kadar cok konuşulan bir portreden bahsetmeden olmaz ki o da Ömer Üründül. Su futbol izleyicisi hiçbirşeyden cekmedi Ömer Üründül'den cektiği kadar. Oyle ki heryerde Ömer Üründül geyikleri dolaşıyor, Ömer Üründül'ün topluma sagladıgı en büyük yarar ise aziz milletimizin yaratcılıgına yaptıgı katkıdır şüphesiz.

14 Temmuz 2010 Çarşamba

2010 Guney Afrika Dunya Kupası Notları


2010 Guney Afrika Dunya Kupası ardında bıraktıgı ilginc notlarla geride kaldı. İlk kez turnuvanın duzenlendiği kıtanın dışında bir takımın kazandıgı Dunya Kupasında oldukca ilginc istatistikler goze carpıyor.
 Turnuvanın en cok gol atan takımı Almanya (16 gol) 3. oldu.
 7 macta sadece 8 gol atan İspanya şampiyon oldu. Böylece İspanya kupa tarihinin en az gol atan şampiyonu oldu.
 2010 Dünya Kupasında oynanan 64 maçta 145 gol atıldı ve kupanın gol ortalaması 2,27 oldu, yani İspanya turnuvanın gol ortalamasının epey altında kaldı.
 En hızlı gol: 3. dakikada Thomas Müller (Almanya-Arjantin maçı 4-0) tarafından atıldı. Aynı Thomas Muller 5 golle gol kralı olurken aynı zamanda en iyi genc oyuncu ödülünün de sahibi oldu.
 Kupada İspanya sadece ilk macından Hollanda ise sadece son macından maglup ayrılırken Yeni Zelanda hiç maglup olmamasına karşın hiç de galip gelemeyerek grup maclarında 3. olup elendi
 Turnuvanın en degerli oyuncusu Uruguay'lı Diego Vorlan olurken, kupanın gözdelerinden olması beklenen Messi tek gol bile atamadı.
 Diger ilgin bir nokta ise 2010 Dunya Kupası'nda 1.2. ve 3. olan takımların tamamnın Avrupa ülkelerinden olması.
 Bu dunya kupası aynı zamanda cok enterasan bir micadeleye sahne olmuştur. Farklı milli takımlarda ki iki kardeşin mücadelesine; Almanya milli takımındaki Jerome Boateng ve Gana milli takımındaki Kevin Prens Boateng
 Şüphesiz ki kupanın en cok konuşulan konusu vuvuzela olmustur. Olsun olmasın tartışmaları arasında tribunlerdeki yerini alan vuvuzela ilk maclarda aşırı rahatsız etse de sonradan kendisine alışılmıştır.Yine de umulur ki Turkiye'de tribunlere girmez.
 Kupanın sonlarına dogru vuvuzelanın da onune gecen bir konu var ki o da ahtopot Paul'dur kendisi Almanya'nın tum maclarının yanı sıra finali de dogru tahmin ederek bir anda butun Dunyanın gundemine oturup en cok konusulan konu haline gelmiştir. Hatta adı Kahin Ahtopot'a cıkan Paul için İspanya'da bir belediye başkanı 30.000€ toplayıp Paul'a daha iyi bir yaşam sunmak için koruma altına almayı bile teklif etmiştir.
 Üçüncü bir konu ise Dunya Kupası'nın topu olan Jabulani, 440 gram agırlıgındaki top yon değiştirmesiyle sekmesiyle o kadar konuşuldu ki olaya Nasa bile atıp topla araştırma yapıp rapor yayınladı. Öyle ki kimileri plaj topu diye dalga bile gecti.

13 Temmuz 2010 Salı

Bardağı Yere Bırakın Bugün

Profesör elinde içi dolu bir bardak tutarak dersine başladı. Herkesin göreceği bir şekilde tutuyordu ve ardından sordu.
-"Bu bardağın ağırlığı sizce ne kadardır?"-50gm!' .... '100gm!' .....'125gm'..diye öğrenciler yanıtladı.-"Bardağı tartmadıkça gerçekten ben de bilemem, " dedi profösör, "ama, benim sorum şu ki :"Bu bardağı böyle birkaç dakikalığına tutsaydım ne olurdu?"-'Hiçbir şey' diye yanıtladı öğrenciler.-"Tamam peki 1 saat boyunca tutsaydım ne olurdu?" diye sordu profesör bu kez.-"Kolunuz ağrımaya başlardı efendim" diye öğrencilerden biri yanıtladı-"Haklısın, peki şimdi ben 1 gün boyunca tutsam ne olurdu?"-"Kolunuz iyice ağrır, kas spazmı, batar vs gibi sorunlar yaşardınız ve hastaneye gitmek zorunda kalırdınız!".
Tüm öğrenciler çeşitli yorumlar yaptı ve gülüştüler.
-"Çok iyi. Peki tüm bu sorunlar olurken bardağın ağırlığında bir değişme olur muydu?"diye sordu profesör.-"Hayır." diye yanıtladı herkes.-Peki o zaman kolun ağrımasına ve kas spazmına neden olan neydi?
Öğrenciler bulmaca çözermişçesine düşünmeye başladılar.
-"Acıdan ve ağrıdan kurtulmak için ne yapmam gerekir bu durumda?"diye tekrar profesör sordu.-"Bardağı bırakın düşsün!" diye öğrencilerden biri yanıt verdi.-"Kesinlikle! " dedi, profesör.
"Hayatın problemleri de böyle bir şeydir. Onları kafanda birkaç dakika tutarsın. Bir sorun yokmuş gibi görünür. Uzun bir süre düşünürsün. Başınız ağrımaya başlar.Daha uzun düşünürsün. Artık seni bitirmeye ve hiçbir şey yapamamana neden olur.Hayatınızdaki mücadeleleri ve problemleri düşünmek önemlidir. Fakat daha önemlisi onları her günün sonunda, uyumadan önce yere bırakmaktır (bardak gibi). Bu şekilde strese girmez, ve her gün taze bir beyin ile uyanır ve her konuyla ve yolunuza çıkan her mücadele ile başa çıkabilecek güçte olursunuz!
"Bardağı yere bırakın bugün!"**

@ Hikaye güzel anlamlı ama benim her gün birkac bardak kırmam lazım bu gidişte. Yine de ne mutlu bunu başarabilene

** Ordan burdan bir yerden geldi yazı ama kaynagını ben de bilmiyorum acıkcası..

12 Temmuz 2010 Pazartesi

Campeón de España


2010 Guney Afrika Dunya Kupası'nın final macı muthiş bir heyecana sahne oldu 90 dakianın golsuz sona erdiği macta Ispanya 11. dakikada Iniesta ile galip gelip kupaya uzandı. 109. dakikada Hollanda'da Heitinga ikinci sarıdan kırmızı kart gorunce Hllanda son on dakikayı on kişi tamamlamak zorunda kaldı. İşin ilginc tarafı daha önce yazdıgım bir konu vardı 1-0 olsun bizim olsun başlıgı altında orda anlatılan herseyi ve devamında en iyi hucum defanstır anlayışının mimarı bir takım daha mutlu sona ulaştı. Gerci ispanya salt defans yapomadı orta sahadaki hakimiyeti, rakiplerinin başını donduren pas trafiği üzerine kurulu oyun yapısıylı ön plana cıktı, ama yine de defansının iyi olmasının meyvesini aldı. Bu yüzdendir ki İspanya son 4 maçını 1-0 kazandı.
İspanya kupada şu sonuçları aldı:
H Grubu:
İspanya - İsviçre :      0-1
İspanya - Honduras:  2-0
İspanya - Şili :           2-1
2. tur:
İspanya - Portekiz:   1-0
Çeyrek Final:
İspanya - Paraguay: 1-0
Yarı final
İspanya - Almanya: 1-0
Final:
İspanya - Hollanda: 1-0
Yani bir kez daha cok gol atan değil az gol yiyen kazandı. Hatta öyle ki İspanya kupa tarihinin en az gol atan şampiyonu oldu. Şampiyon olmaları için 7 macta attıkları 8 gol yetti.
Maca gelecek olursak macın donum noktaları kesinlikle Robben'in 62. ve 83. dakikalarda kaleci Casillas'la karşı karşıya kalmasına ragmen degerlendiremediği pozisyonlar oldu. Turnuva başından beri daha zorlarını atan Robben bu musa,t pozisyonları degerlendiremedi. Macın ne kadar sert gectiğini ise Hollanda'ya cıkan 8 İspanya'ya cıkan 5 sarı karttan kestirmek mumkun. Benim son dakikalardaki beklentim ve tahminim macın penaltılara kalması yonundeydi ama iki dakika daha dayanamayan Hollanda sahadan 1-0 yenik ayrıldı. Böylece daha önce 1974'te Almanya'ya 2-1, 1978'de de Arjantin'e finalde 3-1 kaybeden Hollanda yine kaybetmiş oldu. İspanya ise ilk kez çıktığı finali kazanarak tarihindeki en büyük başarısını elde etti. Bu arada kahin ahtopot Paul yine sonucu dogru tahmin etmeyi başardı.

11 Temmuz 2010 Pazar

2010 Guney Afrika Dunya Kupası Finali; Ilk Yarının Ardından


2010 Guney Afrika Dunya Kupası'nda final heyecanı adına yakışır bir şekilde muthiş bir mucadeleyle suruyor. İlk yarının ilk dakikalarına cok iyi başlayan ispanya birkac da atak yakalamasına ragmen degerlendiremedi. İlerleyen dakikalarda ise Hollnada'nın oyunda once dengeyş saglayıp sonra da oyunun kontrolunu elina almasını izledik. Bir de son toplarda etkili olsalar hersey farklı olabilir mac. İki takım saha da butun hunerlerini sergilemeye calışırken macı anlatan Yalçın Çetin ve Ömer Üründül'de ne kadar formda olduklarını bir kez daha gösteriyorlar bize. Maç başından beri benzer diyaloglara şahit oluyoruz.
YC: -Dirk Kuyt da cok onemli bir oyuncu..
ÖÜ: -Çok

YÇ: -Robben cok etkili bu dakikalarda..
ÖÜ:-Çook

YÇ:-David Villa çok çalışıyor bu macta..
ÖÜ:-Çook

YÇ:-Morgen Freeman da cok onemli bir aktör..
ÖÜ:-Çoook
... bitmez

2010 Guney Afrika Dunya Kupası; Final


2010 Guney Afrika Dunya Kupası'nda, işte o gun geldi cattı ve bugun muhtesem final oynanacak. 36,8 santimetre büyüklüğünde, 6 kilo 95 gram agırlıgındaki ve 18 karat altından oluşan kupanın sahibi bugun belli olacak,
Yer        : Johannesburg
Stad       : Soccer city
Kapasite: 88.000
Hakem  : Howard Webb (Ingiltere)
Saat      : 21:30       trt.1

Butun dunyanın gözü bu macta biz maalesef ki Ömer Üründül'ün yorumlarıyla trtden takip edecegiz. Mac öncesi mutlak favori Ispanya, meshur ahtopot paul da Isanya dedi. Ama bu mac iki takım için de pek fazla onem taşıyor. Şüphesiz ki Dunya Kupası Finali kim oynarsa oynasın önemlidir ama bu iki takımın daha önce bu kupayı hiç kazanamamış olmaları kazanan için ilk olması için önemli. Ispanya cok formda bir tek Isvicre'ye maglup olup geldiler buraya, Hollanda ise hiç maglubiyet ve beraberlik almadan geldi finale kadar. Bugüne kadar hem elemelerde hem de şampiyonada tüm maçlarını kazanarak şampiyon olan tek ülke Brezilya, 1970 yılında başarmışlar bunu. Neresinden bakarsan bak ayrı bir heyecana sahne olacak olan final macının heyecanına diyecek yok. Umarım zevkli kaliteli bol gollu bir final olur, iki takımında hucuma donuk oyunu beklentileri bu yonde tutuyor.

9 Temmuz 2010 Cuma

Kamu Personeli Seçme Sınavı - 2010


Yıllarca okul okudun Ögrenci Secme Sınavına hazırlandın, liseyi Öss'yi dusunerek gecirip bir universiteye girdin, ugrastın didindin universiteyi bitirdin dediler yetmez bir de kpss'ye gireceksin, evet yarun tam 835 bin 320 aday, genel kültür ve genel yetenek sınavına girecek. Bunların 294 bin 910'unu da öğretmen olmak isteyen memur adayları oluşturacak. Toplamda ise bu sene 3 milyon 254 bin 86 kişi devlet memurluğu hayali ile Kamu Personeli Seçme Sınavı'nda (KPSS) girecek. Bunlardan KPSS'ye girmek için 1 milyon 812 bin 103 ortaöğretim, 606 bin 663 adet de 2 yıllık yüksekokul mezunu başvuruda bulundu.

Ne için, yılın geri kalan bolumunde 39 bini Bütçe Kanunu hükümleri, geri kalan bölümü de Teşkilat Kanunlarında yapılan değişikliklerle bazı kuruluşlara verilen ek kadro çerçevesinde yaklaşık 99 bin kişi kamuya yerleştirilebilecek. Yani 3 milyonda 100 bin kişi o da ek kadro acılarak açılmış olan kadrodan, yani yarın sınava girecek her 30 kişiden sadece birisi bir yere yerleşebilecek, geri kalan ise bu sene olmadı bir yıl daha hazırlanalım diyip tekrar calışmaya davem edecek. Calışacak çalışacak olmazsa bir de dershaneye gideyim diyecek. Kadrolar her sene ite kaka bir yerlerden ek butceyle acılıyor. Yani sen ne kadar cok çalışırsan ne kadr iyi not alırsan bir yerde birilerinin kadro acmasını bekleyeceksin.
E Turkiye'de secimler ortalama 4 yılda bir yapıldıgı dusunulurse şöyle fazla sayıda memurun atanması ancak dort yılda bir yapılır. Zaten liseden sonra dort yıl universiteye gitmiş bir birey bir uc dort yıl da atama için beklerse çalışmaya başlaması otuzunu bulacak bu yaştan sonra kimden ne verim alacak bu devlet o da ayrı bir konu.
Evet tablo karamsar ama yine de kimsenin moralini bozmak istemem, yarın ki sınavda ter dökecek tüm adaylara şimdiden başarılar!..

8 Temmuz 2010 Perşembe

2010 Güney Afrika Dünya Kupası; Yarı Final Maclarının Ardından

2010 Guney Afrika Dunya Kupası'nda sona yaklaştıkça heyecan katlanarak arttı. En son dort takımın kaldıgı yarı final maclarında Hollanda Uruguay karşısında favori çıkmıştı şüphesiz. Uruguay'ın Lugano'dan ve Suarez'den yoksun oluşu Hollanda'nın işinin biraz daha kolay olacagının göstergesiydi. Mac genel olarak yavan gecse de 18. dakikada Van Bronckhorst'un o muhteşeme golu macın seyrini değiştirdi. Butun mac sadece bu gol olacagını bilseydim bile oturur başında bekler yine izlerdim kesinlikle. Forrlan ve Robben'in golleri de güzeldi ama o gol bambaşkaydı. Hollanda 3-1 one gectiğinde rahat rahat oynayıp sahada takılırken 90. dakikada gelen Maxi Pereira'nın golu son dakikaların bir heyecan fırtınasına dönüşmesine sebep oldu. Son dakikalarda başka gol olmayınca Hollanda 32 yıl aradan sonra finale cıkmış oldu.

Diger macta ise Almanya ile Ispanya 2008'deki finalden sonra tekrar karşı karşıya geldiler. Almanay'nın turnuva başından beri garanti oyunu Ispanya'nın son yıllardaki formu. Bu mac hakkında hemen hemen hiç kimse oncesinde tahminde bulunamıyordu. Bana gore belki de rakip İspanya oldugundan mıdır nedir ALmanya son derece tutuk başladı maca öyle de devam etti zaten. Almanya'nın öne gectiği maclarda oyunu domine ettiğini biliyoruz ama geri düştügü maclar için sanki br planları yok gibiydilerç Tıpkı Sırbıstan macında da oldugu gibi 1-0 yenik duruma düştükten sonra macı kazanmak adına cabaları yetmedi. Sırbistan macı Miroslav Klose'nin kırmızı kart gormesi sebebiyle istisna sayılabilir belki ama karşılarındaki rakibin İspanya oluşu ve bir sıfır yenik duruma düşmek fena halde oyuna konsantrasyonlarını bozmuştu Almanların. Bu noktada İspanya'nın baş donduren pas trafiğini de es gecmemek gerek, özellikle orta sahada nefes aldırmadılar almanlara. Sonuc olarak üzülen Almanlar oldu, Türk asıllı oyuncu Mesut Özil'in her ne kadar turnuvada performansıyla adından söz etttirse de finale kalamamış oluşu üzdü haliye bizleri de, Almanya yenilince biz de yenilmiş sayıldık böylece.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...